www.beklenenmehdiveisa.com
ana sayfa- site haritası
 
 

HZ. MEHDİ'NİN GELİŞİNİN, BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ'Yİ ÖNEMSİZ HALE GETİREBİLECEĞİ KORKUSU

İslam aleminin yüzyıllardır beklediği Hz. Mehdi'nin gelmeyeceğini öne süren kimi insanlar, "Hz. Mehdi'nin gelişinin, Bediüzzaman Said Nursi'yi önemsiz hale getireceği, ve onun Müslümanlar arasındaki itibarını sarsabileceği korkusu"yla hareket etmektedirler. Bu korkunun etkisiyle Hz. Mehdi'yi, adeta Said Nursi'nin itibarını sarsmaya çalışan; mevcut düzeni, huzuru, güzelliği bozmaya gelen tehlikeli bir insan gibi görmektedirler. Bu nedenle de, aslında geleceğini bildikleri Hz. Mehdi'yi, çeşitli önyargılarla, adeta bir tür kızgınlık ve tedirginlikle beklemektedirler.

Oysa ki bu tür bir bakış açısı son derece yanlıştır. Hz. Mehdi'nin gelişinin, Bediüzzaman'ı ya da diğer İslam büyüklerini önemsiz hale getirmesi; bu mübarek zatların değerlerini, itibarlarını ya da konumlarını zedelemesi hiçbir şekilde söz konusu olamaz. Tarih boyunca Allah yolunda pek çok peygamber ve elçi gönderilmiş, pek çok İslam alimi, mütefekkir ve müceddidler gelmiş geçmiş, hepsi de yaptıkları hizmetlerle hem Müslümanların sevgisini, hürmetini kazanmış hem de İslam tarihinde eşsiz bir yer edinmişlerdir. Hiçbiri bir diğerinin değerini azaltmamış, bilakis pekiştirmiş, birbirlerinin tebliğini destekleyerek, birbirlerini müjdeleyerek, birbirlerinin yaptıkları hizmetlerini önplana çıkararak tüm İslam aleminde daha da çok sevilmelerine, güvenilmelerine ve güçlenmelerine vesile olmuşlardır.

Hz. Mehdi'nin gelişi, Bediüzzaman'ın öneminin; ona duyulan sevgi ve güvenin daha da artmasını sağlayacaktır

Aynı durum Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri için de geçerlidir. Hz. Mehdi'nin gelişi, kesinlikle Bediüzzaman'ın konumunu sarsabilecek bir gelişme değildir. Bediüzzaman, Mehdi müjdecisidir. Eserlerinde kendisini Hz. Mehdi'ye hazırlık yapan, eserleriyle ve yaptığı çalışmalarla ona zemin hazırlayan bir asker olarak nitelendirmiş, bu mübarek şahıstan çok büyük bir sevgiyle bahsetmiştir. Hz. Mehdi'nin gelişinin tüm Müslümanlar için çok büyük bir nimet ve müjde olduğunu çok samimi ve içten anlatımlarla, benzersiz örneklerle anlatmıştır. Bediüzzaman'ın sözlerinin doğru çıkması, Hz. Mehdi'nin, tam anlatıldığı şekilde gelmesi, Bediüzzaman'ı ancak yüceltecek; ona ve eserlerine olan sevgiyi, hürmeti ve güveni ancak daha da artıracaktır.

Bediüzzaman, hayattayken kendi ölüm tarihini vermiş, mezarının yıkılacağını söylemiş, tüm dedikleri kelimesi kelimesine çıkmış olan bir şahıstır. Hz. Mehdi'nin Hicri 1400'de faaliyetlerine başlayacağını, İstanbul'dan çıkacağını, talebelerinin sayısının az olacağını, vaktinin dar olacağını, materyalist, Darwinist ve ateist felsefelerle mücadele edip mağlup edeceğini, 1981-1991-2001 ve 2011 yılları arasında 30 yıllık bir mücadelesi olacağını, İslam'ın gelişme dönemlerini, Hz. İsa'nın geleceği tarihi, inkarcı felsefelerin ne zaman tam olarak etkisiz hale getirileceğini hep tarih vererek bildirmiş, ve hepsi ard arda tam Bediüzzaman'ın belirttiği şekilde gerçekleşmiş ve gerçekleşmeye de devam etmektedir. Tüm bunlar Bediüzzaman'ın ne kadar olağanüstü bir insan olduğunu açıkça ispatlamaktadır. Bediüzzaman, büyük bir veli, yüksek bir alim ve asrının müceddidi olmuş, peygamberler, resuller gibi üstün vasıflara sahip bir insandır. Hz. İsa ve Hz. Mehdi hakkındaki bu müjdelerinin gerçekleşmesi ise, Bediüzzaman'ı olağanüstü üzeri olağanüstü bir insan haline getirmekte; öneminin daha da iyi anlaşılmasını sağlamaktadır.

Eserleriyle, çalışmalarıyla, geleceği tarihten yapacağı faaliyetlere kadar her detayını vererek Hz. Mehdi'yi müjdeleyip, arkasından Hz. Mehdi'nin, Bediüzzaman'ın tam belirttiği şekilde açıkladığı özellikleri taşıyarak gelmesi büyük bir harikalıktır. Ve Hz. Mehdi'nin gelişiyle oluşacak olan bu harikalık da yine Bediüzzaman'ın üstünlüğünü gösteren, yine ona eklenecek olan bir güzellik olacaktır.
Dolayısıyla Hz. Mehdi'nin gelişinin, Bediüzzaman'ın önemini ve değerini azaltabileceği kuşkusu son derece yersiz bir vesveseden ibarettir. Böyle bir korkunun gereksizliğinin anlaşılması, Allah'ın izniyle Hz. Mehdi'nin gelişi konusuna daha samimi yaklaşılmasını sağlayacaktır.

Bediüzzaman'ın açıklamaları, bu korkunun yersizliğini ortaya koymaktadır

Bahsettiğimiz korkular nedeniyle, Bediüzzaman'ın sözleri farklı şekillerde yorumlanarak Hz. Mehdi'nin gelişi tevil edilmeye çalışılmaktadır. Bediüzzaman, Hz. Mehdi olmadığını çok açık delillerle, yüzlerce sayfa boyunca yaptığı açıklamalarla anlattığı halde, bu gerçek görmezden gelinmek istenmektedir. Oysa ki Bediüzzaman'a duyulan sevgi ve saygının gereği olan tavrın nasıl olacağının, yine Bediüzzaman'ın sözlerine bakarak şekillendirilmesi gerekir. Bediüzzaman, kendisinin Hz. Mehdi olmadığını, Hz. Mehdi'nin gelişinin beklendiğini ve ortaya çıktığında tüm samimi Müslümanların ona destek olmalarını belirtmiştir. Dolayısıyla Bediüzzaman sevgisinden yola çıkılacak bir yaklaşımın da, onun bildirdiği gibi "Hz. Mehdi'yi ümitle, şevkle bekleyip desteklemek" şeklinde olması gerekir.

Bediüzzaman eserlerinde "kendisinin Hz. Mehdi olmadığını" (Emirdağ Lahikası, s. 266), "Hz. Mehdi'nin kendisinden bir yüzyıl sonra geleceğini" (Kastamonu Lahikası, s. 57), "kendisinin Hz. Mehdi'nin bir eri, neferi ve öncüsü olduğunu" (Barla Lahikası, s. 162), "eserleri ve yaptığı çalışmalar ile de Hz. Mehdi'ye zemin hazırladığını" (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 189) açıkça beyan etmiştir. Ayrıca "Hz. Mehdi'nin seyyid olacağını, kendisinin ise seyyid olmadığını belirterek, neden Hz. Mehdi olamayacağını" (Tenvir, Şualar, s. 365) (Emirdağ Lâhikası, s. 267) bir kez daha delillendirmiştir.

Ayrıca Bediüzzaman eserlerinde pek çok kez "Hz. Mehdi'nin üç görevi olduğunu" belirtmiş, "bu üç görevin birarada yerine getirilmesinin Hz. Mehdi'nin en önemli alametlerinden biri olduğuna" dikkat çekmiştir. Bu görevlerin birincisi "materyalist, Darwinist ve ateist felsefelerle fikri mücadele yapılması ve bu akımların fikren tam olarak susturulması"dır. İkincisi, "İslam dünyasının liderliğini üstlenerek İslam Birliği'nin sağlanması", üçüncüsü ise, "Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetinin yeniden canlandırılmasıyla tüm yeryüzüne hakim kılınması"dır. Bediüzzaman kendi yaşadığı dönemde bu üç görevin birden yerine getirilemediğini, bunu ancak Hz. Mehdi'nin gerçekleştirebileceğini söylemiştir. Bediüzzaman'ın bu konuyu açıklayan sözlerinden biri şöyledir:

Hem bu ÜÇ VEZAİFİ (görevi) BİRDEN BİR ŞAHISTA YAHUT CEMAATTE BU ZAMANDA BULUNMASI VE MÜKEMMEL OLMASI VE BİRBİRİNİ CERHETMEMESİ (birbirine engel olmaması, zarar vermemesi) PEK UZAK, ADETA KABİL (mümkün) GÖRÜLMÜYOR. Ahir zamanda, AL-İ BEYT-İ NEBEVİ'NİN (A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in soyunun) CEMAAT-İ NURANİYESİNİ (nurani cemaatini) TEMSİL EDEN HAZRET-İ MEHDİ'DE VE CEMAATİNDEKİ ŞAHS-I MANEVİDE ANCAK İÇTİMA EDEBİLİR (biraraya gelebilir, toplanabilir). (Kastamonu Lahikası, s. 139)

Bediüzzaman hayatını İslam ahlakının tebliğine adamış, yaşadığı yüzyılın kutbu olmuş çok değerli bir İslam alimidir. Yaşadığı dönemde en zor şartlar altında bile iman hizmetini sürdürmüş, pek çok insanın iman etmesine vesile olmuştur. Bediüzzaman, Büyük Mehdi ünvanını taşıyacak olan Hz. Mehdi'nin bu üç görevini hem birarada hem de dünya çapında gerçekleştireceğini açıklamıştır. Ancak Bediüzzaman'ın bu hizmeti, sınırlı bir alanda gerçekleşmiştir. "Hz. Mehdi'nin imani çalışmaları ise, İslam ahlakının 'tüm dünyada' hakim kılınmasını sağlayacaktır". Hz. Mehdi İslam dinini tüm batıl inanç ve hurafelerden arındıracak, Peygamberimiz (sav)'in sünnetini yeniden canlandırarak din ahlakını özüne döndürecektir. "Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin diğer görevleri olan İslam Birliği'ni oluşturmamış, tüm dünyadaki Müslümanların manevi lideri vasfını taşımamış, bu vasıfla Hristiyan dünyasıyla ittifak yapmamış, Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetinin yeniden canlandırılmasıyla tüm yeryüzüne hakim kılınmasına vesile olmamıştır."

Bu sonuçların hiçbiri oluşmadığı, Bediüzzaman da bu gerçekleri Risaleler'de açıkça dile getirdiği halde, Bediüzzaman'ın Mehdilik görevini yerine getirdiğini öne sürmek, "Bediüzzaman'ın sözleri önemli değildir, Risaleler'de anlatılanlar gerçekleri yansıtmamaktadır" anlamına gelir. "Bediüzzaman'ın açıklamalarının geçersiz bir aldatmaca olduğunu, yüzlerce sayfa boyunca çok kapsamlı ve detaylı yalan söylediğini, verdiği yanlış bilgilerle senelerdir tüm Müslümanları yanılttığını" söylemek olur. Bu da, Bediüzzaman Hazretleri gibi, yaşadığı asrın müceddidi olmuş böyle büyük bir İslam büyüğüne yöneltilen çok büyük bir iftira, zulüm ve haksızlıktır. Böyle bir davranışa mazeret olarak, "Biz onu çok seviyoruz, onun için bunları söylüyoruz. Bediüzzaman, ümmetin kafası karışmasın diye yalan söylemiş; kendisinin Hz. Mehdi olduğunu gizlemiştir" şeklinde bir açıklama getirilmesi de hiçbir şekilde makul karşılanamaz. Çünkü sevgi adına da olsa böyle ağır bir hakaret yapılamaz, hiçbir vicdan böyle bir şeyi kabul edemez. Aksine, insan sevdiği, saydığı, hürmet ettiği insanın sözüne inanıp güvenir; onu yalancı çıkarmaya çalışmaz, tam tersine haklılığını ispatmaya, onun sözlerine destek olup onu savunmaya çalışır.

Allah korkusu son derece şiddetli olan Bediüzzaman gibi samimi bir şahsın, yalan söyleyerek tüm toplumu yanılttığını söylemek, hiçbir şekilde kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Bediüzzaman, mahkemelerde bile doğru söylemesiyle ve dürüstlüğüyle bilinmektedir. İstiklal Mahkemeleri'nde bile bu özelliğinden hiçbir şekilde ayrılmamış, daima doğruları söylemiştir. Doğru söylediği için karşılaşabileceği hiçbir zorluktan korkmadığını ise mahkeme müdafaalarında "... Başım gövdemden ayrılmadıkça veya boynuma ip takılıp asılmadıkça bu teklifinizi bana tatbik edemezsiniz!" (Bediüzzaman ve Talebelerinin Mahkeme Müdafaaları, s. 379) sözleriyle ifade etmiştir.

 
 

ANA SAYFA - SİTE HARİTASI

Yazar Hakkında - Diğer Siteler

Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz. www.beklenenmehdiveisa.com

TÜRKÇE KURAN-I KERİM - BİZE DESTEK OLUN - HADİS KÖŞESİ